content

yazarportal-com-bilgiagi-net-tasviriefkar-com

22 Kas

Devletin Resmi; Dini, Dili, Mezhebi, İdeolojisi ve Putları

Eski çağlarda Tanrı panteonları vardı. Tanrı meclisleri vardı. Oralarda kararlar alınırdı, halk bunlara uymadı mı, tanrıların gazabı halkın üzerine gelirdi. Tapınaklar vardı, rahipler vardı, resmi kıyafetler vardı ve herkes öyle her yere giremezdi. Anlaşılan benim böyle geçmişe uzanıp bunları anlatmama gerek yoktur. Zaten geçmişi değil şimdiyi anlatıyorum. "Tarih tekerrürden ibarettir" diyen ne kadar da güzel demiş. Kılıflar değişir, eylemler de tekrar eder.

Yerküremizde iki yüzden fazla çete vardır. Çete dediğimde siz devlet anlayın. Hepimizin bildiği gibi nerde güçlü bir şebeke varsa, nerede insanların kafasını ezebilen bir çete varsa o yönetimi ele geçirir. Sonra tepeden inme “hukuk”, “yasalar” ve “zorbalıklar” teşkil edilir. Çetelerin kendi aralarında kümelenirler. Birinci sınıf çeteler ikiye veya üçe bölünerek güçlerini birleştirirler. Güncel örnek istiyorsanız NATO… İkinci sınıf çeteler ise üst çetelere haraç ödeyerek yakayı kurtarırlar. Faturasını da halk öder. Aslında “çete” denilince, çetelerin yönettikleri insanlar birinci ikinci üçüncü sınıflarda yer almaz. Sadece çeteler arasında bir birinci ikinci üçüncü sınıflar vardır. Velev insanlar da bu çetelerin dairelerinde, sınırlarında o çetelerin hukuklarına, kıyafetlerine, ritüellerine ve putlarına sadakatlerini ispatlarsa; onlarda bahşiş -çetelerin deyimiyle- yüksek maaş ödenir.

Çetelerin meclisleri vardır. Birde çetelerin -çetelerin deyimiyle- “devlet sırları” vardır. Meclislerde resmi dil veya diller vardır. Resmi dinleri, mezhepleri, anlayışları, söylemleri vardır. O çetelerin kendi aralarında konuştukları “dilleri” dışındaki bütün diller insanların dilleridir, önemsizdirler. Resmi dinleri vardır onların dışındaki dinler küçümsenir. Çetelerin açtıkları okullarda çeteyi kuran kişilerin hayatları, efsaneleri, putları anlatılır. Bunların dışında bir de çetelerin kuralları vardır. İki yüzden fazla çetenin her birinin sınırları vardır. Bu sınırlar arasında kimse kimsenin bölgesine giremez. Haraç aldıklarında -çetelerin deyimiyle- vergi aldıklarında, kimse buna hayır diyemez.

Her çetenin kendine özel simgesi, bayrağı vardır. Sınırları içerisinde çetelerin değerler dizisi dedikleri –değerlerine- dil uzatanın dili koparılır. Hukuk dedikleri fermanlarına karışanları dört duvar arasına tıkıp- çarmıha gereler. Herkes gidip çetelerin defterlerine isimlerini yazdırmalıdır. Kim hangi çetenin mekânında yer alıyor belli olsun diye hepsinin ismi-dini-kökeni her şeyi kayıtlıdır. Yazılan çizilen ne kadar kitap, dergi, yayın varsa hepsi çetelere gönderilir. Eğer çetelerin fermanına -çetelerin deyimiyle-  hukuki ise yayınlanır. Aksine hakaret diye yasaklanır.

Mekânlarda kimin daha çok adamı varsa o başarılıdır. Mafya defterinde bazı aksiliklerde olur. Hani bazen gurur meselesi olur ya… Adamı az olan bir de baktın defteri yırtıp karşı çıktı. İş çıkmaza girerken çeteler masaya oturup anlaşırlar. Arada “niyazi” olanlar varsa “çeteler sağ olsun” denilip geçiştirilir. Çetelerin mekânların da resmi dedikleri kıyafetler vardır. Mekâna girenler bu kıyafetleri giymezlerse oraya ayak basamazlar. Bir erkek ile bayan birbirini sevdiğinde yok öyle baldır puldur yapmak… İlla gidip çetelerin adamlarından birinin huzurunda “biz yapmak” istiyoruz diyecekler. Çetelerin huzurunda “biz sizin bütün kurallarınızı imzalıyoruz” deyip sonra eve gidecekler.

Anlayacağınız seks için bile haraç vereceksin. Yoksa kimse seni takmaz çocuğuna da piç derler. Azılı çetelerin boyunduruğu altında yaşam kabul edilmeden hiçbir şey serbest değildir. Mekân değiştirirken çetelerin deyimiyle “bir devletten diğer devlete” giderken bile gidip haraç vereceksin, üstelik bildirmeden gitmek yoktur. Cebinde çeteler tarafından verilen kartlar olmalı. Hani başka mekânlar da ne olduğun belli olsun diye. Bazen mekân(lar)da dolaşırken karşına üniformalı çeteler çıkınca senle uğraşmasınlar.

Sadeden geleyim… Özgürlük mü istiyorsun? Kendi isteğinle mi yaşamak istiyorsun? Zihnine yerleştireceğin ilk madde şudur: “özgürlüğün en büyük düşmanı devlettir”. Sen yatağa girerken, su içerken, çalışırken, konuşurken illa birinin seni gütmesini mi istiyorsun? Sen kimden korkarak çetelere kayıt olmanın zorunluluğunu his ediyorsun? Komşundan, arkadaşlarından, dostlarından mı korkuyorsun? Yoksa senin arkadaşların elleri sopalarla sürekli seni takip mi ediyorlar? Yanılmıyorsam her sokak başında bekleyip seni sorgulayan senin dostların değildir. Yaptığımız seks sayısının bile kayıt altına alınmadan yaşayamaz mıyız? Resmiyetmiş! Sen eğer Hindu isen, Müslüman isen, Alevi isen, Ateist isen çeteye göre “kayıt dışısındır” en iyisi çetelerin dinine ayak uydurmandır. Arap, İngiliz, Rus, Japon, Türk veya hangi dilden olursan ol bu dil çeteler tarafından kabul edilmez. Konuşacağın her kelime çetelerin kabul edebileceği kadardır. Çetelere sadece senin bedenin lazımdır. Ona uyacak, onun ritüellerini uygulayacak ve onları koruyacak kadarsın. Görüşün, dinin, dilin, kısacası aklına gelebilecek bütün görüşlerin çeteler için “hain” statüsüne girer. Onu hoşnut etmek için onun her dediğini kutsamalısın. Kesinlikle farklı olan insanlar değil, düşman olan halk değil, hiç kimse Almanya da gördüğü birini öldürmek istemez. Birbirlerine düşman olan devletlerdir. Devletler insanlar arasına sınırlar koyan birer zorbadır. Devletler düşman eğitme merkezleridir. Devletlerin olduğu yer karışıklık vardır, devletlerin olmadığı yer ise özgürlük vardır, düzen vardır. Bir yerde ya devlet olur ya da özgürlük…

Kıvançla…

Etiketler : , , , , , ,

Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Yorumlar Kapatıldı.



2007-2012 Bilgi Agi / Turkiye nin Interaktif Kose Yazari Gazetesi

Designed By Online Groups
ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

bizajans, kent akademisi, sunubank